Okay Temiz:“Köylere Kasabalara Gidip Müzik Dersi Vermeli”

Okay Temiz:“Köylere Kasabalara Gidip Müzik Dersi Vermeli”

İstanbul Caz Festivali kapsamında, 7 Temmuz Cumartesi günü, Sakıp Sabancı Müzesi'nde düzenlenen "Çocukça Bir Gün" adlı etkinlik ile Okay Temiz'in hazırladığı ritim atölyesi ve çeşitli aktivitelerle çocuklar özel bir gün geçirdi.


Çocuklarla yıllardır çalışmalar yapıyorsunuz ve daha önce çocuklar için bir televizyon programı da yapmak istediğinizi de belirtmiştiniz. Nasıl bir program yapmak isterdiniz? Sizce çocukların nasıl bir programa ihtiyacı var?


30 - 35 senedir böyle bir projem var aslında... Çocuk programlarında yetişkinler, çocuk takliti bir tavır içinde davranıyor ve sanki kendileri çocuk oluyorlar. Bu çok yanlış ve hiç doğal değil. Benim programımı kabul etseler, yaparım ben... İsveç'te yaptığım program, orada altı kez yayınlandı. Ailelerden de hep çok olumlu tepkiler geldi. Daha sonra program Finlandiya'ya satılınca ben de Finlandiya'da yaşadım beş sene. Orada da yayınlandı ve çok beğenildi, ayrıca Finlandiya'da da ona benzer çocuk programları yaptım.

Okay Temiz:“Köylere Kasabalara Gidip Müzik Dersi Vermeli”




Burada neden olmadı?


Çünkü burada birileri işleri almış, onları bırakmıyorlar. Devam eden bir düzen var; "aman Okay Temiz gelirse işimizden oluruz" diyorlar... İsveç'te benim spastiklerle ilgili bir programım vardı, televizyonlar gelip çekti, arşivlendi. İstemsiz hareketler yapan çocuk, davul çalmaya başladı. Çünkü önce kendimi kabul ettirdim onlara, bana güvendi ve çaldığımı da beğenince denemeye başladı sonunda da davul çalabildi. Annesi babası gelip, sen nereden çıktın, peygamber misin nesin diye ağlayarak sarıldılar bana... Zürih Festivalinde, Hamburg'da sahnede çalıyordum, sonra Stockholm'e gelip anaokulu çocukları ve spastiklerle aktiviteler yapıyordum. Arkadaşlarım çok şaşırıyordu, "nasıl yapıyorsun anlamıyoruz, festivalde caz davulcusu olarak binlerce kişiye çalıyorsun, sonra anaokullarında ders veriyorsun" derlerdi. Onlar anlayamıyordu bu işi, ben ana karnında duydum müziği ilk kez. Annem ud çalıyordu, konservatuar mezunuydu ve çocukluğum boyunca da sürekli evde amatör olarak fasıl geçerdi. Hayatım böyle geçtiği için de ben bu konuya bambaşka bir şekilde yaklaşıyorum.


Ritm Atölyenize hem çocuklar hem de yetişkinler katılıyor ama özellikle çocukları sormak istiyorum, ritm atölyesine katılan çocukların karakterlerinde, hayata bakışlarında nasıl bir gelişim gözlemliyorsunuz?


O konu biraz ailelerine bağlı aslında... Mesela Avrupa'da artık çocuklara oyuncak almak yerine, doğumgününde bir bateri, flüt, vurmalı çalgılar ya da piyano alıyor insanlar. Burada da bazı aileler bilinçli davranıp, yetiştiriyor çocuklarını. Ritm duyguları oluşuyor ve o çocuklar atölyeme geldiğinde daha farklı bir noktada oluyor. Ama daha önce müzikle ilişkisi olmamış da olsa benim dünyadan topladığım müzik aletleri var, kaplumbağa kabuğundan, deniz kabukları, yapraklar, ceviz kabukları, Afrika'dan gelen dev badem kabukları gibi müzelik olan tüm enstrümanlarımı öğrencilerimin kullanımına açtım. Atölyem bir laboratuar gibidir ve geldikleri zaman da hem bu enstrümanları tanıyıp, çalıyorlar hem de birlik içinde bu enstrümanları çalmayı öğreniyorlar. Tek başına kafasına göre çalabilir ama esas önemli olan, yanındakilere uyum sağlayarak çalabilmesidir. Çocuklara ders verirken tavrım bir öğretmenden ziyade, bir ağabey gibidir, yumuşacık, çocukları hiç ürkütmeyen bir programım vardır. 

Okay Temiz:“Köylere Kasabalara Gidip Müzik Dersi Vermeli”


 

Türkiye'de caz müzik nerede sizce?


İyiye doğru gidiyor, ilerleme var tabii... Ama konservatuar yok, açılan yerler kapanıyor. İyi hoca yok, iyi hocaları tutamıyorlar. Öğretecek yer yok, hep klasik üzerine gidiliyor. Ben mesela caz ya da değişik müzikler çaldığım için Ankara Devlet Konservatuarı'ndan uzaklaştırıldım. O zaman beyin yıkama vardı, klasik öğrenmek zorundaydın. Oysa ki klasik, folklorden gelmedir ve caz da folklorden çıkmadır ama 50'li 60'lı yıllarda bu benimsenmedi.  Ama sonra, benim eserlerimi bu senfoni orkestraları hep çaldı. Ankara'daki Bilkent, Hacettepe, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, İstanbul'daki Opera Orkestrası, İzmir'de Devlet Orkestrası, Adana Devlet Operası, Antalya Devlet Operası, Samsun Devlet Orkestrası hep bestelerimi çaldı. Çaldıkları besteler arasında caz, Afrika, Türk, Brezilya gibi kültürler arası parçalar vardı. Benim çok yönlü birçok çalışmam oldu, Afrikalılar'la senelerce çalıştım. Afrika'ya gitmedim ama Afrika'nın en büyük müzisyenleri Stockholm ve Kopenhag'daydı ve ben de oralarda yetiştim. 32 - 33 yaşındayken gittim ve 25 senemi orada geçirdim. Şimdi biraz daha önü açıldı bu işin ama hala caz için bir okul yok.


Türk kamuoyu ve medyası festivallere sizce yeterince ilgi gösteriyor mu?


Hayır, göstermiyor. Hala pop önde tutuluyor, yani sanki savaş halindesin. Tamam, o da bir kültür ama caz müziği dünyanın en yüksek kaliteli müziğidir. Solo emprovizasyon yapıyorsun ve o soloda senin tüm kültürün, yeteneğin çıkıyor ortaya. Ayrıca parçalar da zor, öyle klasik gibi senelerce çalınmış eserler değil. Cazın içinde de eski eserler var ama avant garde, çok farklı ve çalınması çok zor parçalar var. Paganini'nin keman konçertosu da zor ama onun okulu var ve öğrenciler senelerce onu çalışıp, tüm bedeniyle benimsiyor, artık derisinin altına işliyor o parça.  Ama cazda kalıplar içerisinde doğaçlama var, bu nedenle de kalitesi çok yüksektir. Ayrıca sürekli etrafı dinlemek gerekir, herkes doğaçlama yaptığı için her an ne olacağı belli değildir. Cazda çok geniş bir serbestlik alanı vardır. Serbestlik var ancak bu, kontrol içinde bir serbestliktir. Bu çok önemli, kendini hem serbest bırakacaksın hem de kontrol edeceksin.

Okay Temiz:“Köylere Kasabalara Gidip Müzik Dersi Vermeli”


Genel olarak müziği ele alalım, mesela ben dokuz kez Hindistan'a gittim. Orada en iyi müzisyenlerle, çalıştım, çoğuyla plak çıkarttık. Hint ve Türk müziğini Avrupa'ya da tanıttım İsveç Kültür Dairesi üzerinden.


Ben Hindistan'a gittiğimde, köylerde konserler oluyordu. Orada, müzisyenler köyün ya da mahallenin çocuklarına ders veriyor, böyle bir kültür var. Ama bizde bu yok... Konservatuar denen yer kerpiçten yapılma, akrepler falan çıkıyor. Son derece iptidai ama o kadar da doğal ve güzel. Okulu sabah beşte açıyorlar, çocuklar okula gitmeden önce orada müzik çalışıyor. Sonra akşam okuldan dönerken, yine oraya gelip eğitim alıyor küçük yaşlardaki çocuklar. Bu nedenle de Hindistan, müzik kalitesi açısından çok yüksek bir yerde. Türkiye'de de bu tarz eğitimler verilmeli ama ben hiç ümitli değilim. Ben bizim davulculara, zurnacılara hep söylemişimdir; "gidin köyünüzde, kasabanızda ders verin" diye ama "isteyen kimse yok ki" diye cevap veriyorlar. Öyle olmaz, gidecek, verecek ki ilgi çeksin ama hazır olsun, gidip hemen para kazansınlar, bunu istiyorlar... Parayı düşünmeyeceksin! Para, gelir zaten sonra. Hindistan sanki çok mu zengin? Oradaki profesyoneller para falan istemiyorlar.


İçinde müzik, tiyatro, bale ve opera gibi sahne sanatları bölümlerinin yer aldığı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nın tahliyesi istenmişti, hem de yer gösterilmeden… Şimdilik tahliye işlemi dersler ve sınavlar devam ettiği gerekçesiyle durduruldu ama iptal edilmedi… Bu konuda ne düşünüyorsunuz?


Ne diyeyim... Türkiye'nin en iftihar edilecek yerlerinden biri... Geniş geniş koridorları ile tam sanatkar yeri, müzisyenler, tiyatrocular için, beste yapmak, ders vermek için ferah, harika bir okul. Ne yapacaklar orayı? İnsanın müthiş canı sıkılıyor.

Okay Temiz:“Köylere Kasabalara Gidip Müzik Dersi Vermeli”


Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü'nün 'yer sorunu' nedeniyle belirsiz süreyle öğrenci almayacağı belirtilerek kapatıldı, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Pantomim Bölümü'ne öğrenci alımının durduruldu… Ne diyorsunuz?


Diğer taraftan Tayyip Ardoğan, AKM'yi yaptırıyor. Bunları kimler yapıyor bilemiyorum. Hepsini Cumhurbaşkanımıza havale etmeye de luzum yok. Birileri birşeyler yapıyor ve onların kulağını çekip, bir dakika demek lazım.


Hiçbir film ya da diziyi çok beğenip, keşke bunun müziklerini ben yapsaydım dediğiniz oldu mu? Hangileri?


90'larda Stockholm'dan Türkiye'ye geldiğimde, TGRT için bir sürü filme müzik ve ses efekti yaptım. Onlar daha çok dinî ve mistik konulu filmler çekiyordu. İlk zamanlarda yaklaşık 15 tane filmin müziğini yaptım ama sonrasında ambale oldum çünkü üç günde film çekip, dördüncü günde benden akşama kadar müziğini istiyorlardı. Mesela Yunus Emre filminin müziğini yapmıştım. Film elime geldiğinde, bir de baktım ki Yunus Emre'yi bindiriyorlar merkepin üzerine, altı - yedi dakika boyunca yürütüyorlar, sırf film uzasın da para gelsin diye... Yunus Emre tepeleri aşıyor, hiç bir şey olmuyor o esnada. Oraya tabii uzun uzun müzik yaptık ve daha sonra o plak, Almanya'da dünya müziği alanında ilk 10'a seçildi. Aka Gündüz'le de Zikir adlı bir plak yaptım.


Kendinize özgü müzik aletleri yapıyorsunuz. Bunlar arasında sizin için en değerli olan ya da özel bir hikayesi olan enstrüman var mıdır?


Mısır'a gitmiştim seneler önce, Kahire'de piramitleri gördüm ve Türkiye'ye döndüğümde, sanat okulu mezunuyum ve elektronikle de ilgileniyorum, piramitten esinlenerek bir müzik aleti yapmaya karar verdim. Önce bakırdan yaptım, sonra İsveç'ten Finlandiya'ya geçince, bir atölyede plastik olanını yaptık. Adı da "magic pyramid" yani "sihirli piramit". Ayrıca, suyun altında balina ve yunus sesleri çıkartabilen bir enstrüman yaptım, motosiklet kaskını dönüştürerek, müzik aleti haline getirdim, bunların yanı sıra kendi davullarımı da bakırdan döverek yaptım. Bakırcılardan da yardım aldım, kolay birşey değildir bakır işçiliği, büyük sabır ister ve sonuçta dünyanın en iyi davullarından biri ortaya çıktı. Sonu yok, her şey bir müzik aleti haline gelebilir.


Dört ilâ beş yaşlarında çocuğu olan bir aile, çocuğunun müziğe ilgi duymasını, kulağının gelişmesini istiyorsa, nereden başlamalı?


Kulak, eğitildikçe farklı sesleri, notaları tanımaya başlıyor. Piyano ana enstrümandır, dolayısıyla iş ailelere düşüyor. Eve bir piyano alacaklar ve eğitime oradan başlayacaklar. Gitar, flüt, kaval, keman gibi farklı bir müzik aletiyle değil piyano ile başlanmalıdır. Piyano dersi alacak çocuklar. Küçüklerini de satıyorlar, illa kocaman bir piyano alınması şart değil. Yalnız tek şart; içinde ritm box olmayacak ya da bir şekilde kapatılacak, çünkü o olduğunda çocuklar sadece ona basıp, kayıtlı ritmleri dinleyerek eğleniyor, dolayısıyla diğer seslerle ilgilenmiyor.

Röportaj:  Özlem Arıkan Serbez/ CRI TURK 

08.07.2018
FACEBOOK
TWİTTER
İNSTAGRAM